Dünya Kupası sona erdiğine göre Pıtırcıkların maçında da artık son düdük çalabilir.

Sakız gibi uzayan bir maç, bol gürültü, bol şamata. Maçı bitiriyoruz.

Bakalım ilk yarısı Pıtırcıkların lehine 3-2 biten maç nasıl sonuçlanacak?


İkinci Yarı

    Bütün hafta boyunca Pıtırcık'ın babası ile öteki babaların arasında geçen telefon konuşmaları sonunda, takımda büyük değişiklikler oldu. Sırım sol içe, Gümüş savunmaya alındı. Yeni taktik kararlaştırıldı. İlk dakikada bir gol atılacak, sonra savunmaya geçilecekti. Bir süre sonra da kontratakla ikinci bir gol daha atılacaktı. 3-2 götürülen maç böylece 5-2 bitecekti...
     Saat 16:30'da maç gergin bir hava içinde başladığında, bütün babalar, eksiksiz olarak arsadaydı. Onların sesinden başka ses duyulmuyordu. Bu durum, oyuncuların sinirini bozdu.
    İlk dakikalarda, Sırım'ın şutu, Dırdır'ın babasının sırtına çarptı.
    Dalgacı da, bir pas kaçırdığı  için babasından sıkı bir azar yedi.
    O sırada kaptan olan Tıngır (herkes sırayla beş dakika kaptan oluyordu), hakeme sahayı boşaltmasını söyledi.
    Dalgacı, yediği azardan ötürü sarsıldığını, oyunu sürdüremeyeceğini söyledi.
    Babası, "Onun yerine ben oynarım," dedi.
    Öteki oyuncular buna karşı çıktılar. "Bizim yerimize de babalarımız oynasın öyleyse," dediler.
    Bütün babaları bir sevinç ürpertisi sardı. Hepsi hemen oracıkta üzerlerini değiştirdiler. Sahaya çıkarken çocuklara, çok sokulmamalarını, onlara nasıl futbol oynanacağını göstereceklerini söylediler.
    Babalar maçı başladı. Çocuklar, futbolun nasıl oynanması konusunda bir fikir edindiler... Ve hep birlikte Dalgacı'nın evine gidip televizyonda Tele Pazar'ı izlemeyi kararlaştırdılar.
    Sıvıştıklarını babaları görmedi bile.
    İki takımın oyuncuları topa tekmeler savuruyor, rüzgâr ters yönden esmese bal gibi güzel goller atacaklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı.
    On altıncı dakikada öteki okula ait bir baba, kendi takımından sandığı Gümüş'ün babasına bir  pas verdi. Gümüş'ün babası bir şut attı. Top, sandıkların, konserve kutularının, demirlerin arasına düştü. Sönen balonlar gibi bir ses çıkarmaya başladı. İçine bir yay saplanmıştı. Bu yüzden zıpladı durdu. Top, yaylı bir top olmuştu şimdi.
    Üç dakikalık bir tartışmadan sonra maçın (neden olmasın) bir konserve kutusuyla sürdürülmesine karar verildi.
    Otuz altıncı dakikada, Sırım'ın savunmada oynayan babası, üst dudağına doğru gelen konserve kutusunu durdurdu. Ama bunu eliyle yaptığı için, hakem penaltı düdüğü çaldı. (Hakem, öteki okula ait bir öğrencinin babasıydı. Pıtırcık'ın babası orta sahada oynuyordu.)
    Bazı oyuncular karşı çıktı bu karara... Ama penaltı atışı yapıldı ve Dalgacı'nın kalede duran babası, öfkeli el hareketlerine karşın, topu durduramadı. 3-3 berabereydiler şimdi.
    Maçın bitmesine birkaç dakika kalmıştı. Babalar, maçı kaybedecekler diye korku içindeydiler. Böyle bir durumda çocuklarının karşısına nasıl çıkabilirlerdi! O âna dek parlak gitmeyen maç, tam bir sirk gösterisine dönmüştü artık. Öteki okula ait babalar, savunma taktiğiyle oynuyorlardı. İçlerinden bazıları, ayaklarını konserve kutusunun üstüne koyuyorlar, böylece rakiplerinin vurmasına engel oluyorlardı.
    Bu arada, Sırım'ın polis olan babası, herkesi çalımlayarak karşı kalenin önüne gitti ve konserve kutusunu filelere yolladı.