O meşhur maçtan sonra ayarlanan ikinci meşhur maçın ilk yarısı...

Pıtırcık ve arkadaşlarının henüz başlayamadan biten maçını hatırlıyorsunuz. Sonra başka okuldaki çocukların gelmesiyle ve Pıtırcık'ın babasının olaya dahil olmasıyla nihayet iki takım kurulmuş, gelecek pazar, boş arsada bir maç ayarlanmıştı.

Dünya Kupası heyecanı doruktayken biz de Pıtırcıkların ikinci meşhur maçını sizlerle paylaşalım dedik.

İşte yine kargaşa ve şamatanın eksik olmadığı o maçın ilk yarısı...


[İkinci Bölüm]

İlk Yarı

    Dün öğleden sonra boş arsada, başka bir okulun takımıyla Pıtırcık'ın babasının çalıştırdığı takım arasında bir maç yapıldı. Pıtırcıkların takımı şöyle kurulmuştu:

    Kaleci: Lüplüp
    Savunma: Toraman ile Dalgacı
    Orta Saha: Tıngır, Sırım ve Çarpım
    Sağ İç: Pıtırcık
    Forvet: Gümüş
    Sol Açık: Dırdır   

    Hakem: Pıtırcık'ın babası

    Gördüğünüz gibi, takımda sağ açık yoktu, sol iç de... Oyuncu eksikliği yüzünden Pıtırcık'ın babası bir taktik uygulamak zorunda kaldı. Bu taktiği son atrenmanda buldular. Hücum taktiğiyle oynamaya karar verdiler. Pıtırcık'ın atakları, Dırdır'ın ince oyunu ve çalımlarıyla topu Gümüş'e geçireceklerdi. Gümüş'ün kayda değer bir özelliği yoktu ama kusursuz bir forması vardı.  Bu da bir forvet için oldukça önemlidir...
    Maç 15:40'a doğru başladı. İlk dakikada kale önünde bir kargaşadan sonra sol açık öyle sert bir şut patlattı ki, Lüplüp top üstüne değmesin diye kendini yere atmak zorunda kaldı... Ama hakem golü saymadı, çünkü takım kaptanlarının maça başlamadan önce el sıkışmadığını anımsamıştı.
    Beşinci dakikada bir köpek, Lüplüp'ün sandviçini yedi. Oysa üç kat kâğıda sarılmış ve üç iple bağlanmıştı. (Lüplüp değil, sandviçi bağlanmıştı.) Bu olay, kalecinin moralini sıfıra indirdi. (Bir kaleci için moralin ne derece önemli olduğunu herkes bilir.)
    Ve Lüplüp, maçın yedinci dakikasında ilk golünü yedi...
    İkinci golünü de sekizinci dakikada...
    Dokuzuncu dakikada takımın kaptanı Toraman, Lüplüp'ün sol açıkta oynamasının herkes için daha hayırlı olacağını söyledi. Dırdır kaleye geçti. (Büyük bir yanlıştı bu; çünkü Lüplüp ileride oynayacak tipte biri değildir.)
    Maçın on dördüncü dakikasında öyle bir yağmur başladı ki, oyuncuların çoğu ortadan toz oldu. Sahada yalnızca Pıtırcık'la karşı takımdan bir oyuncu kalmıştı. Gol atılmadı.
    Yağmur dindikten sonra, yirminci dakikada sağ kanatta mı, sol kanatta mı oynadığı belli olmayan Gümüş (nerede oynadığı da önemli değil zaten), dehşet bir şut attı...
    Aynı yirminci dakikada, Bay Posbıyık, gripten yatan büyükannesini ziyarete gidiyordu.
    Topu sırtına yiyince dengesini yitirdi ve yirmi yıldan beri dargın olduğu Pisbıyıkların evine girdi...
    Bay Posbıyık, daha sonra yalnızca kendisinin bildiği bir yoldan arsaya dalıp topu havada kaptı...
    Beş dakikalık bir şaşkınlıktan sonra (böylece yirmi beşinci dakikaya gelinmiş oldu) maça bir konserve kutusuyla devam etmeye karar verildi.
    Yirmi altıncı, yirmi yedinci ve yirmi sekizinci dakikalarda Lüplüp, çalımları sayesinde üç gol attı (konserve kutusunu, boş bile olsa, ondan kurtarmak olanaksız bir şeydir). Pıtırcık'ın takımı 3-2 öne geçti.
    Otuzuncu dakikada Bay Posbıyık topu geri getirdi... Büyükannesini ziyaret etmiş, kadının daha iyi olduğunu görünce keyfi yerine gelmişti. Keyfi yerine gelince de, dayananamış, topu geri getirmişti... Artık konserve kutusuna gerek yoktu. İki takımın oyuncuları, kaldırdıkları gibi konserve kutusunu attılar.
    Otuz birinci dakikada Pıtırcık, karşı savunmayı yardı, topu ortaladı ve Sırım'a uzattı. Sırım, topu Dalgacı'ya verdi. Dalgacı, sol ayağıyla çektiği şutla herkesi şaşırttı ve hakemi karnından vurdu! Hakem, bitkin bir sesle havanın bozduğunu, yağmur geleceğini ve ikinci yarıyı geelcek hafta oynamanın akıllıca bir şey olacağını söyledi...

[Pıtırcık Futbolcu, Goscinny & Sempé, Çev. Vivet Kanetti, syf. 56-60]
    
    

Yazıyı Paylaş